feridecetin

evim, eşyam ve param nem varsa yaksam ve bir an kaybetsem siyah bir duman arkasında hafızamı koşsam... koşsam... koşsam... 'ahmet muhip'

8 Temmuz 2009 Çarşamba

kahven orta şekerli sakızın yeşil

parmaklarım yerini buldu günlerin ardından
yüzüm yüzünü tanıdı
burnum kokuyu aldı
gözlerim senin pırıltınla aydınlandı
uğursuz kime denir?

bana kızma!
sarsaklığım yalnızlığımdan gelir
neşem dudaklarında gizlidir
sözcükler aramızda ve
dilimiz asırlar boyunca
kadim dostların kılavuzudur sevgilim.

31 Mart 2009 Salı

Aşkın perdedeki hali


Bir süredir rüya fabrikalarının en ünlü azaları Angelina Jolie ve Brad Pitt. Her ikisi de Oscarlık rolleri kapıncaya kadar ciddi mücadeleler vermiş ve özel hayatlarında fırtınalı ilişkiler yaşamış oyuncular. Yedinci sanatın ticari çarkının dönmesi bu ikilinin sahip olduğu gibi güzel yüzlere ve kusursuz imajlara bağlı. Bayrağı devralanlar, imajların parlatılması için eski film yıldızlarının yolundan gidiyorlar. Brad Pitt, Hollywood'un altın çağını yaşadığı yıllardan yadigar Clark Gable bıyığı ile dolaşıyor, Angelina Jolie ise Bette Davis ve Katherine Hepburn gibi divaların yolundan gidip helenistik kostümlerle salınıyor kırmızı halıda. Her iki yıldız da, birbirine yakıştırdığı çiftleri eşlemekten hoşlanan modern çağ insanı için bir nevi deney konusu. Derbeder film yıldızlarının yeniden doğuş öykülerini seven film izleyicileri, aşkın perdedeki halinin gerçek hayata yansımasını izlemek istiyor. Sinema yıldızları da kendilerinden istenileni vermeye uğraşıyor. Angelina Jolie gibi kocasının kanını boynunda taşıyan isyankar ruhlar bile gün geliyor, dergilerin kapaklarına 50'li yılların ideal anne pozlarını veriyor. Hükümranlığını sürdürmek için yıldızları metalaştırmakta beis görmeyen Hollywood, perdedeki aşkın hayata taşmasını seviyor.

Sessiz sinemanın kralı Rudolph Valentino-Jean Acker
Geçtiğimiz yüzyılın başında sinema, en ucuz eğlence biçimi olarak talep görmeye başladığından beri, film yıldızlarının aşkları merak konusu oldu. Siyah beyaz sessiz filmlerin kahramanı Rudolph Valentino'nun aktris eşi Jean Acker'la altı saat süren ilk evliliği, uzun süre tabloid gazetelerini süslemişti. Çift ayrıldıktan bir kaç ay sonra yine evlenmiş, üç yıl boyunca film galalarının en ünlü davetlileri olmuşlardı. Valentino daha sonra bir başka aktrisle evlenmeyi denedi, yine hüsrana uğradı. Oysa bir sirk cambazının oğlu olan ve ziraat akademisinde eğitim alan Valentino ile çiftçi kızı olarak büyüyen Acker ölene dek yakın arkadaş olarak kaldılar. Müthiş bir aşık olarak ünlenen, ama özel hayatında kadınlardan ölesiye korkan ve Amerikan erkeğini efemineleştirmekle suçlanan aktörün her zaman en büyük destekçisi Acker oldu. Lakin Valentino ölmeden önce H.L. Mencken adlı gazeteciye verdiği mülakatta, "Bir adam hayatı üzerinde kontrol sahibi olmalı, hayatı onun üzerinde değil" diyordu. Sessiz sinemanın kralının bu itirafına göre, kurduğu ilişkilerin akıbetleri yapımcıların ve izleyicinin takdirine bağlıydı.

Kara filmlerin rüya çifti Humphrey Bogart - Lauren Bacall
İkinci dünya savaşının damgasını vurduğu 40'lı yıllarda perdenin aşık çifti Bogart ile Bacall'dı. Birçok işte dikiş tutturamadıktan sonra oyunculukta karar kılan ve başlangıçta kendisi için dezavantaj sayılan görüntüsüne rağmen trençkotu ve ağzından düşürmediği sigarasıyla unutulmaz bir film ikonuna dönüşen Bogart, Bacal'la tanışmadan önce başından üç evlilik geçmişti. Hepsi de aktris olan eski eşlerinde gerçek adanmışlık bulamayan Bogie'nin istediği, zaman zaman geride kalmasını bilecek bir eşti. Film yapımcısı Howard Hawks mankenlikten film oyunculuğuna geçen genç Bacall'ı, Bogart'ın seveceği biçimde baştan yarattı ve ona hem perdede hem de gerçek hayatta aradığı yol arkadaşını armağan etti. İkili, kameranın önüne geçtikleri bütün filmlerde dürüst suçlu ve tüm tehlikelere rağmen onun yanında olan kadın imgesine bağlı kaldılar.

Asil aşıklar Katherine Hepburn-Spencer Tracy
Gerek ilkelerinden kopmayışı, gerek oyun gücü açısından sinemanın 'first' leydisi ünvanına sahip olan Hepburn, 1930'lardan 1980'lere kadar güçlü kadın rollerinin en iyi temsilcisiydi. Başından geçen mutsuz bir evliliğin ardından kendini işine adayan Hepburn makyaj yapmayan, maskülen kostümlerle dolaşan ve röportaj yapmayı reddeden bir aktris olarak ünlendi. Aşkı hayatında ikinci plana atmıştı, ta ki 36 yaşına gelip beyazperdenin dürüst ve güvenilir adamı Spencer Tracy ile tanışana kadar. İkili, sekiz filmde birlikte rol aldı ve çeyrek asır birlikte yaşadılar. Koyu bir katolik olarak önceki eşinden boşanmayı reddeden Tracy'e büyük hayranlık beslediğini her fırsatta dile getiren Hepburn, aşkı uğruna istenmeyen kadın ilan edilmeyi de hayatını gözlerden uzak yaşamayı da kabullendi.

Serseri ruhlar Romy Schneider-Alain Delon
Avusturya kraliçesi Sissi rolüyle tanınan Romy Schneider, beş yıl nişanlı kaldığı Alain Delon'la hiç evlenmedi ama en güzel performanslarını Delon'un karşısında ortaya koydu. Oysa yakın arkadaşları Fransız aktörler Yves Montand ve Michel Piccoli, birlikte rol aldıkları filmlerde aktrisin üzerindeki Delon etkisini silmek için çok çaba sarfetmişlerdi. Schneider, uğruna anavatanını bırakıp Fransa'ya yerleştiği aktör tarafından defalarca aldatılmayı göze aldı. Ancak beş yıllık fırtınalı aşkın ardından terk edilmeyi hazmedemedi ve sonraki iki evliliğinde Delon'un izini sürmeye devam etti. Arkadaşlıkları ölene dek devam eden çift, Schneider ölene dek birbirlerine destek olmayı sürdürdü.

Ruh eşleri Sean Penn- Robin Wrigth Penn
Yönetmen bir baba ile oyuncu bir annenin oğlu olarak Sean Penn, aşkın değerinin birlikte filmler üretmek olduğuna inanmıştı. Ruh eşi saydığı Robin Wright'la tanışmadan önce bu fikrini test edecek birliktelikler yaşadı. Günümüzde Hollywood'un en büyük muhalifi olarak ünlenen, James Dean ve Marlon Brando'dan esintiler taşıyan asi duruşu ve karamsar ruh halinin ifadesi endişeli bakışlarıyla tanınan Penn için dünyanın ve ailesinin geleceği yaptığı işten daha önemli. "Birkaç iyi filmimden başka ne var? Bu kadar çok insan yaptığım işi seviyorsa bir terslik olmalı" diyen aktör-yönetmen, hem filmlerini yaparken hem de evde konuklarını ağırlarken asıl yükü eşi Robin'in sırtlandığını itiraf ediyor.

kız çocuğu

Kapıları çalan benim kapıları birer birer.

Gözünüze görünemem göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli oluyor bir on yıl kadar.

Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu.

Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için hiçbir şey istediğim yok.

Şeker bile yiyemez ki kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver.

Çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler.

n.hikmet ran

29 Mart 2009 Pazar